Tanrı’nın atomaltı dünyada ki muazzam sanatına olan hayretim beni git gide nükleer fiziğe götürmeye başladı. Meslek lisesi elektrik bölümü okuduğumu beni takip edenler bilir. Beni bilmeyenler şuradan bir nebze öğrenebilir. Bu bölümü okurken trafolarda ki elektromanyetik akı ve elektron akımı arasında ki bağıntıyı düşündükçe şaşırıyordum. Nasıl bir etkiydi bu ? Nereden kaynaklanıyordu ? Şimdi biliyorum ki elektromanyetizma’da fotonlar taşıyıcı görevi görmektedir. Gerçi bunun o zaman farkındaydım çünkü elektronların spinler arası atlayışında fotonların açığa çıktığını öğrenmiştim ve buradan birkaç mantık yürütmeyle tahmin edebiliyordum.
Bu hayretim süresince amcamın bilim ve teknik dergilerini çok karıştıran ve bilim kurgu filmlerinin müptelası olan bir çocukluğum ve gençliğimin ardından içimde coşan bazı hayallerim vardı. Öncelikle büyük bir bilim şehri. İdealist insanların bir araya geldiği büyük bir bilim şehri. Çocukların bile bilim konuştuğu misket oynamayı, top koşturmayı sıkıcı bulduğu bir bilim şehri. Herkesin odalarının kitaplarla dolu olduğu ve evde sıcak bir akşam yemeği ortamında dahi bir karı kocanın birbirine sevgiyle bakıp seni seviyorum deyişlerinin ardından bilim konuştuğu bilim şehri. Mahallelinin İbrahim TATLISES açıp mangal keyfi yapmak için toplandıklarında asıl amacının birlikte bilim konuşabildiği bir uzay gözlemine gittiği bir bilim şehri. Şehrin ortasında muazzam bir bilim merkezi ve televizyonlarda bilimsel haberler.
Tabii tek hayalim bu değildi ve diğer hayallerim lise’de bana ilham olanlarla projeleşmeye şimdiden yüz tuttu diyebilirim.
Fakat meslek lisesi çıkışlı oluşum Türkiyede fizik okumama büyük bir engel teşkil ediyor. Kendi alanımın mühendisliğine dahi girişim çok zor. 160 üzerinden 140 IQ, bir çok programlama dili bilmek, tez yazmak için can atmak, projelerinin oluşuda bu konuda yarar sağlamıyor.
Doğal olarak bana yurtdışında okumak kalıyor ve üç beş kuruş biriktirip Ukrayna’ya gitmeyi planlıyorum okumak için.
İşin garip yanı Ukrayna’da 400 civarı üniversite var Türkiye’de ise 70 civarı. Eleştiririm tabi !
Tüm bunlar bir yana normal fizik ve nükleer fizik arasında arafta kalmışken önce Gazi Fizik’te okuyan Özge hanım’a danıştım ve bu parçacık fiziğine daha yakın Nükleer fizik olduğu için bunu tavsiye etti. Daha sonra internette de biraz araştırma yaptım. Fizik bölümlerinde daha çok Atomik fizik olarak genel yapıda inceleniyordu Nükleer fizikte ise daha detaylı ve çekirdeğe yönelik.
Bir forumda bulduklarımıda Fizik okumak isteyenlere yararlı olması amacıyla paylaşıyorum;
Bu soruya çok kısa bir cevap olarak biri atomla diğeri çekirdekle ilgilenir denilebilir.Çekirdek atomun bir parçasıdır o zaman ayrım nasıl yapılır? Atomik fizik atomun özellikleri ile ilgilenir. Buda genellikle elektron yapılanmaları ile ilgilidir. Bu yapılanmada çekirdekte genel özellikleri ile kullanılır. Atomik fizikte çekirdek yalnızca kütlesi, yükü ve spini olan tek bir parçacık olarak ele alınır. İç yapısı gözönüne alınmaz.
Diğer yandan nükleer fizik yalnızca çekirdekle ilgilenir. Çekirdeğin yapısı ve etkileşimleri üzerine çalışır. İlgi alanındaki ölçekler atomik fiziğe göre farklıdır. Nükleer fizik 10-15 m sevyesindeki büyüklüklerle ilgilenirken, atomik fizik 10-9 sevyesindeki büyüklüklerle ilgilenir. Bundan başka enerji ölçekleri de birbirinden oldukça farklıdır. Atomik fizikteki enerjiler 1 eV(elektron volt) düzeyindedir. Nükleer fizikte bu rakam 1 MeV la 1 GeV arasındadır.Ölçeklerdeki farklılıklar etki alanlarındaki kuvvetlerin farklılığından dolayıdır. Atomlar elektromanyetik kuvvetlerin etkisiyle şekillenirken, çekirdek, nükleer kuvvetlerin etkisi altındadır. Nükleer kuvvetler elektromanyetik kuvvetlere göre çok daha büyüktür. Son not olarak, atom bombası cümlesi bu anlamda yanlış kullanılmıştır. Çünkü atom bombası patlaması atomik etkileşimden değil, çekirdeğin bozunumundan doğan nükleer etkileşimden oluşmuştur. Bu nedenle nükleer bomba denmesi daha doğru olurdu.
Mustafa Uğur AKÇIL




Yazan Eller Dert Görmesin İnşallah